top of page

Üste Fiilen Taarruz Suçu ve Cezası 2026 (Askerî Ceza Kanunu m.91)

  • 3 Şub
  • 10 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Şub

Kamuflajlı askerler tüfekleriyle yol boyunca zırhlı aracın yanında yürüyor.

Üste Fiilen Taarruz Suçu Nedir? (Askerî Ceza Kanunu m.91)


Üste fiilen taarruz suçu, askerî disiplin ve hiyerarşik düzeni doğrudan hedef alan, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş en ağır askerî suçlardan biridir. Bu suç, sadece ceza yargılaması sonuçlarıyla sınırlı kalmayıp; disiplin cezaları, sözleşme feshi ve TSK’dan ayırma gibi ciddi idari sonuçlar da doğurabilmektedir.


Bu makalede;

  • Üste fiilen taarruz suçunun kanuni dayanağı,

  • Suçun oluşması için gerekli şartlar,

  • Üste fiilen taarruz ne demektir,

  • Üste fiilen taarruz suçunun cezası,

  • Savunmada dikkate alınması gereken lehe hususlar ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.


Üste Fiilen Taarruz Suçunun Kanuni Dayanağı


Üste fiilen taarruz suçu, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 91. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metni aşağıda verilmiştir;


"Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları

Madde 91 – 1. Amire veya mafevka fiilen taaruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hallerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur.

2. Taarruz veya taarruza teşebbüs silahlı olarak veya bir hizmet esnasında veya toplu asker karşısında veyahut silah ve tehlikeli bir alet ile yapılmış ise beş seneden, az vahim hallerde bir seneden aşağı olmamak üzere suçluya hapis cezası verilir.

3. (Değişik: 22/1/2004–5078/1 md.) Taarruz, amirin veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis, eğer ölümü mucip olmuşsa müebbet ağır hapis, az vahim hâllerde yirmidört seneden otuz seneye kadar ağır hapis cezası verilir.

4. (Değişik: 22/1/2004–5078/1 md.) Taarruz veya taarruza teşebbüs seferberlikte yapılmışsa yirmi seneden, az vahim hâllerde onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis, eylem amir veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa müebbet ağır hapis, ölümü mucip olmuş ise ölüm cezası verilir."


Bu maddeye göre; astın, üstüne karşı kasten fiziksel güç kullanması, saldırıda bulunması veya bedensel temas içeren fiilleri işlemesi suçun oluşması için yeterlidir.


Suçun oluşması için gerekli şartlar


  • İki tarafın da asker statüsünde olması,

  • Ast–üst ilişkisinin mevcut olması,

  • Fiziksel saldırı veya saldırı teşebbüsü bulunması,

  • Fiilin kasten işlenmesi.


Fiilen Taarruz Ne Demektir?


Saldırma, yaralama ya da zarar verme kastı ile yapılan eylemler fiilen taarruz olarak kabul edilir ve üste fiilen taarruz suçınun maddi unsurlarını oluşturur.


Fiilen taarruz sayılabilecek bazı fiiller:

  • Tokat atmak,

  • Yumruk atmak,

  • İtmek,

  • Boğazına sarılmak,

  • Tekme savurmak,

  • Bu eylemlere teşebbüste bulunmak da aynı suçu oluşturur.

  • Sözlü tartışma, hakaret veya tehdit üste fiilen taarruz suçunu oluşturmaz. Bu eylemler başka suçları oluşturur.


Üste Fiilen Taarruz Suçunun Cezası


Askerî Ceza Kanunu’na göre üste fiilen taarruz suçunun cezası hapis cezasıdır ve alt sınır 3 yıldır. Ancak fiil basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki basit eylemlerden ise suçun alt sınır 6 ay hapistir.


Suç;

  • Görev sırasında işlenmişse

  • Silahla işlenmişse

  • Birden fazla kişi tarafından

  • Silah ya da tehlikeli aletlerle işlenmişse,


Sayılan durumlar suçun nitelikli halleri olup, cezanın alt sınırı 5 sene hapis cezasıdır. Ancak fiil basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki basit eylemlerden ise suçun alt sınır 1 yıl hapistir.


Üste fiilen taarruz suçu sırf askeri suçtur. Bu nedenle bu suç hakkında verilecek ceza mahkemece sadece sınırlı olarak; hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına, ertelemeye ya da adli para cezasına çevrilebilir.


Disiplin Hukuku Açısından Sonuçları


Ceza davasından bağımsız olarak, aynı fiil nedeniyle: 6413 sayılı TSK Disiplin Kanunu kapsamındaki disiplin cezaları verilebilir. Suçun sırf askeri suç olması ve askeri üste karşı işlenmesi disipli anlayışını temelinden sarstığı için Silahlı Kuvvetlerden ayırma disiplin cezası da uygulanabilir. (Silahlı Kuvvetlerden ayırma disiplin cezası hakkındaki detaylı makalemiz için bakınız; TSK’dan İhraç Disiplin Cezası Nedir? (2026) İtiraz ve Dava Yolları. Askeri personel hakkında disiplin soruşturmalarının yürütülmesi hakkındaki detaylı makalemiz için bakınız; Askeri Personel Hakkında Disiplin Soruşturması (2026) TSK, Jandarma ve Sahil Güvenlik)


Uzman Erbaş ve Uzman Çavuşlar Açısından Sözleşme Feshi


Üste fiilen taarruz fiili; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve Uzman Erbaş Yönetmeliği uyarınca, askerlik mesleğiyle bağdaşmayan davranış kabul edilerek: sözleşmenin feshi ve sözleşmenin yenilenmemesi sonuçlarını doğurabilir. Ancak bu işlemler "idari işlem" niteliğindedir ve işlemin iptali için idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.


Ceza Davası ve İdari İşlemin Birbirinden Bağımsızlığı


  • Ceza yargılaması → Cumhuriyet savcılığı ve ceza mahkemelerinde yürütülür.

  • Disiplin ve fesih işlemleri → İdari işlemdir ve idare içerisindeki TSK ya da MSB tarafından yürütülür.


Ceza davasında verilen beraat kararı, idari işlemi otomatik olarak ortadan kaldırmaz; ancak verilen disiplin cezalarının iptali açısıdan güçlü bir delildir.


Lehe Hususlar ve Savunmada Dikkat Edilmesi Gerekenler


Her olay otomatik olarak ceza mahkûmiyeti veya fesih sonucunu doğurmaz.


Savunmada özellikle şu hususlar önemlidir:

  • Haksız tahrik var mı?

  • Meşru savunma veya sınırın aşılması söz konusu mu?

  • Fiziksel temas ve bu konuda sağlık raporu var mı?

  • Tanık beyanları çelişkili mi ya da beyanda bulunan ile taraflar arasında astlık/üstlük ilişkisi veya husumet var mı?

  • Kamera kayıtları veya başkaca delil var mı?

  • Eylem şüpheli mi kesin mi? Şüpheden sanık yararlanacağı için kanıtlar çok önemli.


Bu hususların ceza mahkemesi ve disiplin sürecinde güzel bir şekilde tespit edilerek ortaya konulması hayati önem taşır. Bu sebeple uzman bir avukattan destek alınması önemlidir. Bu hususlar dikkate alınmadan verilen hapis cezalarının istinaf ya da temyiz aşamalarında bozulma ihtimali yüksektir. Ayrıca bu hususlar dikkate alınmadan tesis edilen işlemlerin idari mahkemelerce iptal edildiği görülmektedir.


Üste Fiilen Taarruz Suçu Hakkında Yargı Kararları ve Güncel Uygulama


Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25.11.2010 tarihli, 2010/115-113 Esas ve Karar sayılı kararında;

"ASCK’nın 91’inci maddesinde üste veya amire fiilen taarruz veya taarruza teşebbüs suç sayılmış olmakla birlikte, “taarruz” teriminin tanımı yapılmamış, bu konu uygulamaya bırakılmıştır. Yerleşik uygulamada, müessir fiil sayılan eylemlerin her türü üste fiilen taarruz olarak kabul edilmekte, ayrıca çarpmak, iteklemek, vurmak için yakasına yapışmak gibi üstün vücut bütünlüğüne yönelik saldırı niteliğindeki etkin eylemlerin de üste fiilen taarruz suçunu oluşturacağı benimsenmektedir.

Söz konusu maddede, üstün veya amirin kişiliğinde somutlaşan askerî otoritenin astın her türlü taarruzundan korunması amaçlanmış, taarruzun şekline, yapıldığı ortama ve doğurduğu sonuca göre hafiften ağıra doğru çeşitli yaptırımlar öngörülmüştür. Ancak, bu suçun oluşması için başlı başına maddi unsurun gerçekleşmesi yeterli olmayıp, manevi unsurun da gerçekleşmesi, yani failin, fiilen taarruz kastıylahareket ettiğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesin olarak ortaya konulması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nın 21’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan, “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” şeklindeki düzenleme ile kastın tanımı yapılmış ve “bilme” ve “isteme” unsurlarını içermesinin gerektiği açıklanmıştır.

Görüldüğü gibi, kastın iki unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki, “bilme”, yani düşünme ve öngörme unsurudur. Buna göre, failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için, tipe uygun hareketi önceden düşünüp öngörmüş, zihninde canlandırmış olması gerektiği gibi, sonucunu da düşünmüş ve öngörmüş olması gerekir. Kastın ikinci unsuru ise, “isteme” unsurudur. Kastın varlığı için, hareketten doğan sonucun sadece düşünülmesi ve öngörülmesi, kısaca bilinmesi yeterli değildir, sonucun da istenmesi gerekir.

Kastın bilme unsuru hukuka aykırılık şuurunu içerir. Hukuka aykırılık şuuru, failin ceza kanununun belirli bir maddesini ihlâl ettiğini bilmesi demek olmayıp, haksız, zararlı, caiz olmayan bir şey yaptığının farkında olmasıdır (İzzet ÖZGENÇ: Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. Bası, Ankara 2006, s.289; M.E. ARTUK-A. GÖKCEN-A.C. YENİDÜNYA: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara 2006, s.557; Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 04.05.2006 tarihli, 2006/110-107 Esas ve Karar sayılı kararı).

Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay irdelendiğinde; olay tarihi itibarıyla bir buçuk aylık acemi er olan sanığın, uygun adımda yürüyememesi nedeniyle mağdur Onbaşı tarafından, önce sırtına vurularak uyarılması, bel fıtığı rahatsızlığı bulunduğu için yürüyemediğini açıklayarak bölüğün arkasına geçebileceğini söylemesine rağmen, yakasından tutulup “Geç yerine” denilerek buna izin verilmemesi, daha sonra ayağına tekme ile vurulması ve “Yeter artık” dedikten sonra da mağdur tarafından boğazından tutulması üzerine, kısa bir zaman aralığı içinde birbiri ardı sıra gerçekleştirilen ve asta müessir fiil teşkil eden mağdurun saldırılarından korunmak ve kurtulmak amacıyla gayri ihtiyari ve insiyaki olarak onun yakasından tuttuğu, fiilen taarruz kastı ile hareket etmediği, bu nedenlerle eyleminin üste fiilen taarruz suçunu oluşturmadığı sonucuna varıldığından..."


Kararda görüldüğü gibi; üste karşı yapılan her eylem suç oluşturmamakta, kasıt, suçun unsurları, delil durumu ve hukuka uygunluk sebeplerine durumlarına göre beraat kararı verilebilmektedir. Bu sebeple bu suç sebebiye yapılan soruşturma ve açılan davalarda uzman bir avukattan destek alınması önem arzetmektedir.


Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 23.12.2024 tarihli, 2023/7788 Esas ve 2024/12038 Karar sayılı kararında;


"...Sanığın 30.07.2014 günü dava dışı .... ve..... ile birlikte çarşı izninde vukuata karıştıklarından ötürü Merkez Komutanlığına getirildiği ve gazinoda otururken Merkez Komutanlığı askerleriyle tartışma içine girdikleri, gürültüyü duyan katılan P.Ütğm....'in gazinoya geldiği ve tarafları ayırdığı, bu sırada sanığın ortalığa küfürler etmeye başladığı, bir süre sonra sanıkla birlikte diğer askerlerin birlik komutanlığına götürüldüğü, tabur binasının önüne gelindiğinde sanığın katılana yönelik olarak "Komutanım, delikanlı iseniz topçu taburuna gelin" dediği, bunu duyan katılanın sanığa doğru bir adım atarak "Ne diyorsun sen geç içeri" dediği, bu sırada sanığın katılanın üzerine yürüdüğü ve katılanın suratına doğru yumruk salladığı ancak katılanın geri çekilmesi sonucu yumruğun değmediği, böylece sanığın toplu asker karşısında üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmakta ise de;

(Kapatılan) Askerî Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun (1632 sayılı Kanun) 14'üncü maddesinde düzenlenen, bir suçun toplu asker karşısında işlendiğinin kabulü için, sanık veya şerikler ile üst veya amir dışında askerî hizmet amacıyla toplanmış en az yedi asker kişinin bulunması ön koşulunun yanı sıra, askerî hizmet maksadıyla yapılacak olan toplanmanın; askerî hizmet amacına yönelik ciddî ve disiplinli olması, bir amir veya bir üstün emir ve komutasında olması, ayrıca hizmet amacına yönelik toplanmanın başlamış olması, ayrıca, askerî hizmet amacıyla toplanmış olan personelin işlenen suçu görebilecek, duyabilecek veya hissedebilecek konumda olması şartlarının oluşması gerektiği,

İnceleme konusu olayda ise sanığın savunmaları, katılanın her aşamadaki istikrarlı beyanları, katılanın beyanlarını doğrulayan tanık...'ün ifadesi, gelinen aşama ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanığın, üzerine atılı suçu askerî hizmet maksadıyla toplanmış sayıları her halde yediden fazla olan askerlerin görebileceği bir konum ve mesafede işleyip işlemediğinin şüpheli kaldığı, yine üste fiilen taarruz suçunun hizmet esnasında işlendiğinin kabulü için, tarafların her ikisinin de filhâl hizmette bulunmaları gerekmekte olduğu, somut olayda katılan hizmette ise de sanığın hizmet halinde olmadığı dolayısıyla üste fiilen taarruz suçunun hizmet esnasında işlendiğinden de söz edilemeyeceği anlaşıldığından sanık hakkında 1632 sayılı Kanun'un 91/1. maddesinde düzenlenen üste fiilen taarruza teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerekirken hatalı nitelendirme ile yazılı şekilde 1632 sayılı Kanun'un 91/2. maddesinde düzenlenen toplu asker karşısında üste fiilen taarruz suçundan mahkûmiyet hüküm kurulması,

Kabul ve uygulamaya göre;

2. (Kapatılan) Askeri Yargıtay 3. Dairesinin 14.03.2017 tarihli ve 201/70 Esas, 2017/99 Karar sayılı bozma ilamına konu (Kapatılan) Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli ve 2015/280 Esas, 2016/472 Karar sayılı kararında sanık hakkında üste fiilen taarruza teşebbüs suçundan 10 ay hapis cezasına hükmedildiği, anılan kararın yalnızca sanık tarafından temyiz edildiği ve aleyhe temyiz istemi bulunmadığı halde bozma sonrası yapılan yargılamada önceki hükmün sanık lehine kazanılmış hak teşkil ettiğinin gözetilmemesi suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son bendine aykırı davranılması

15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi ile yapılan değişiklik nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

Sanığın 30.07.2014 tarihinde gözaltında geçirdiği sürenin 5237 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi gereğince cezasından mahsup edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Hukuka aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, sanığın aleyhine temyiz bulunmayan 10.03.2016 tarihli hükümdeki kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 23.12.2024 tarihinde karar verildi."


Güncel yargıtay kararında da görüldüğü gibi; üste karşı yapılan her eylem suç oluşturmamakta ceza alınsa bile bozma kararı verilebilmektedir. Bu sebeple bu suç sebebiye yapılan soruşturma ve açılan davalarda uzman bir avukattan destek alınması önem arzetmektedir.


Sonuç


Üste fiilen taarruz suçu;

  • Ağır ceza yaptırımları,

  • Disiplin cezaları,

  • Sözleşmeli personel (Subay, astsubay, uzman çavuş ve uzman erbaşlar) açısından sözleşme feshi gibi ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.


Bu nedenle, sürecin ilk aşamasından itibaren hukuki destek alınması ve savunmanın doğru zeminde kurulması hayati önemdedir.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)


1. Üste fiilen taarruz suçu nedir?


Üste fiilen taarruz suçu, ast konumundaki askerî personelin, hiyerarşik olarak üstüne karşı fiziksel güç kullanmasım veya saldırı niteliği taşıyan fiillerde bulunmasıdır. Bu suç 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 91. maddesindedüzenlenmiştir.


2. Yumruk atmadan da üste fiilen taarruz suçu oluşur mu?


Evet. Fiilen taarruz sadece yumruk atmak değildir. Tokat atmak, itmek, boğazına sarılmak, tekme savurmak veya fiziksel saldırı teşebbüsü de bu suçu oluşturabilir. Önemli olan fiziksel temas veya saldırı iradesidir.


3. Sözlü tartışma veya hakaret üste fiilen taarruz sayılır mı?


Hayır. Sadece sözlü tartışma, bağırma, hakaret veya tehdit fiilen taarruz suçunu oluşturmaz. Bu tür davranışlar varsa, ayrı suç veya disiplin fiilleri kapsamında değerlendirilir.


4. Üste fiilen taarruzun cezası nedir?


Askerî Ceza Kanunu’na göre üste fiilen taarruz suçunun cezası hapis cezasıdır ve alt sınır 3 yıldır. Ancak fiil basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki basit eylemlerden ise suçun alt sınır 6 ay hapistir.

Suç;

  • Görev sırasında işlenmişse

  • Silahla işlenmişse

  • Birden fazla kişi tarafından

  • Silah ya da tehlikeli aletlerle işlenmişse,

Sayılan durumlar suçun nitelikli halleri olup, cezanın alt sınırı 5 sene hapis cezasıdır. Ancak fiil basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki basit eylemlerden ise suçun alt sınır 1 yıl hapistir.


5. Üste fiilen taarruzun suçundan alınan hapis cezası hakkında HAGB verilebilir mi?


Üste fiilen taarruz suçu sırf askeri suçtur. Bu nedenle bu suç hakkında verilecek ceza mahkemece sadece sınırlı şartlarda; ceza hakkında hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB), ertelemeye ya da adli para cezasına çevrme kararları verilebilir;

  • DÖRT AY veya daha fazla süreli hapis cezası ise "seçenek yaptırımlara" (ör: adli para cezasına) çevrilemez. 

  • ÜÇ AY veya daha fazla süreli hapis cezası ise; Türk Ceza Kanunu m. 51’deki “Erteleme” kararı (üç yıla kadar denetim süresi verilip yeni suç işlenmezse infazın bitmiş sayılması) verilemez.

  • ALTI AY veya daha fazla süreli hapis cezası ise, HAGB (Hükmün açıklanmasının geri bırakılması) kararı verilemez.


5. Üste fiilen taarruzun suçu nedeniyle disiplin cezası verilir mi?


Evet. Ceza davasından bağımsız olarak, aynı fiil nedeniyle: 6413 sayılı TSK Disiplin Kanunu kapsamındaki disiplin cezaları verilebilir. (Silahlı Kuvvetlerden ayırma disiplin cezası hakkındaki detaylı makalemiz için bakınız; TSK’dan İhraç Disiplin Cezası Nedir? (2026) İtiraz ve Dava Yolları. Askeri personel hakkında disiplin soruşturmalarının yürütülmesi hakkındaki detaylı makalemiz için bakınız; Askeri Personel Hakkında Disiplin Soruşturması (2026) TSK, Jandarma ve Sahil Güvenlik)


6. Uzman erbaş veya uzman çavuşun sözleşmesi bu nedenle feshedilebilir mi?


Üste fiilen taarruz fiili; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve Uzman Erbaş Yönetmeliği uyarınca, askerlik mesleğiyle bağdaşmayan davranış kabul edilerek: sözleşmenin feshi ve sözleşmenin yenilenmemesi sonuçlarını doğurabilir. Ancak bu işlemler "idari işlem" niteliğindedir ve işlemin iptali için idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.


7. Ceza davası sonuçlanmadan sözleşme feshi yapılabilir mi?


Evet.İdare, ceza davasının sonucunu beklemeden idari işlem tesis edebilir. Ancak bu durum, fesih işleminin yargı denetiminden muaf olduğu anlamına gelmez.


8. Ceza davasında beraat edilirse fesih işlemi iptal olur mu?


Otomatik olarak iptal olmaz. Ancak beraat kararı idare mahkemesinde açılacak iptal davasında çok güçlü bir lehe delil olarak değerlendirilir. Danıştay uygulamasında, beraat gerekçeleri önemle incelenmektedir.


9. Haksız tahrik üste fiilen taarruzda dikkate alınır mı?


Evet.Üstün hukuka aykırı veya provoke edici davranışları varsa, haksız tahrik hükümleri hem ceza yargılamasında hem de idari yargıda lehe değerlendirilir.


10. Meşru savunma söz konusu olabilir mi?


Olayın şartlarına göre mümkündür. Üst tarafından yönelen haksız ve ani bir saldırıya karşı yapılan savunma mahkemece meşru savunma kabul edilirse mahkeme ceza vermeyebilir.


11. Disiplin soruşturmasında savunma alınmadan ceza verilebilir mi?


Hayır. Savunma alınmaması başlı başına hukuka aykırılıktır, savunma alınmadan tesis edilen disiplin cezaları ve fesih işlemleri, hukuka aykırı olup idare mahkemesinde iptal edilebilir.


12. Bu tür dosyalarda avukatla takip zorunlu mu?


Zorunlu değildir; ancak:

  • Hem ceza hukuku,

  • Hem disiplin hukuku,

  • Hem de idare hukuku

    bir arada yürüdüğü için uzmanlık gerektiren dosyalardır. Yanlış veya eksik savunma, telafisi zor hak kayıplarına yol açabilir.


Yazar Bilgisi

Eraslan Hukuk.


Makale Bilgisi

Yayın Tarihi: [3 Şubat 2026 ]

Son Güncelleme: [23 Şubat 2026]

Hukuki Dayanak: Askeri Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, TSK İç Hizmet Yönetmeliği, TSK Disiplin Kanunu, Uzman Erbaş Kanunu ve Uzman Erbaş Yönetmeliği

İlgili Alan: Askeri Ceza Davaları, Askeri Disiplin Davaları


Bilgilendirme Notu

Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayların özelliklerine göre farklı hukuki sonuçlar doğabileceğinden, profesyonel hukuki danışmanlık alınması tavsiye edilir.


Telif Hakkı Bildirimi

Bu içeriğin tüm telif hakları Eraslan Hukuk Bürosu’na aittir.Kaynak gösterilmeden kısmen veya tamamen kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz.






Yorumlar


bottom of page